“Yokluğumu doldur meleyim” dedi. Hani çınlar ya meleyim, leyim, mim, im, m diye. O ekonun olamayacağı ortamlardayız ikimiz de. Ben O’ndan kilometrelerce uzakta. Ama öyle alıştığım, “benim”sediğim, içime sindirdiğim laflar oldu ki. Hani “Bunlar seninle manalı” diyebileceğim cinsten. Uzaklığa rağmen, kulağımda çınlıyor mesela. O kadar emin olma hissi “bu”.
İlk kez gittiğin (ezik deme) bir mekanda “Biz hep bunu içeriz” dediğinde, hiç tereddütsüz sevgi pıtırcığı tadında, hiç düşünmeksizin “Piki” diyebilmek bu.
Sana O’na dair en basit söylemlerden söz edilse dahi, “Yapmaz o” demekten de öte, söylerken içinde kabarcıklar, aklında soru işaretleri olmaksızın, içinde hissedebilmek “bu”.
Sözünü tamamlamana ramak kalmışken “… diyecektin, değil mi?” diyen birinin içini ısıtmasından da öte bir şey “bu”.
“Yokluğumu doldur” lafının, ingilizce worksheetlerindeki “Fill in the blanks”ten çok öte manalar barındırdığını bilecek yaştayız artık. Ne bendeki reel hayattaki izdüşümünden bile büyük olan yokluğun dolar, kıymetin azalır, ne de en büyük çılgınlığım diyebileceğim o geceye dönmekten ve hatta her daim o geceyi yaşamaktan pişmanlık duyarım.
Bu da böyle bir anımız olsun. ‘89 giremediği için, ben yazdım. Ben kimim? O’nun reel hayattaki izdüşümüyüm.
A bir de, Oky, seni destekleyesimiz gelmiş!


