terk ettim buraları Eylül 18, 2007
artık seksendokuz.org’dayım.
“Yokluğumu doldur meleyim” dedi. Hani çınlar ya meleyim, leyim, mim, im, m diye. O ekonun olamayacağı ortamlardayız ikimiz de. Ben O’ndan kilometrelerce uzakta. Ama öyle alıştığım, “benim”sediğim, içime sindirdiğim laflar oldu ki. Hani “Bunlar seninle manalı” diyebileceğim cinsten. Uzaklığa rağmen, kulağımda çınlıyor mesela. O kadar emin olma hissi “bu”.
İlk kez gittiğin (ezik deme) bir mekanda “Biz hep bunu içeriz” dediğinde, hiç tereddütsüz sevgi pıtırcığı tadında, hiç düşünmeksizin “Piki” diyebilmek bu.
Sana O’na dair en basit söylemlerden söz edilse dahi, “Yapmaz o” demekten de öte, söylerken içinde kabarcıklar, aklında soru işaretleri olmaksızın, içinde hissedebilmek “bu”.
Sözünü tamamlamana ramak kalmışken “… diyecektin, değil mi?” diyen birinin içini ısıtmasından da öte bir şey “bu”.
“Yokluğumu doldur” lafının, ingilizce worksheetlerindeki “Fill in the blanks”ten çok öte manalar barındırdığını bilecek yaştayız artık. Ne bendeki reel hayattaki izdüşümünden bile büyük olan yokluğun dolar, kıymetin azalır, ne de en büyük çılgınlığım diyebileceğim o geceye dönmekten ve hatta her daim o geceyi yaşamaktan pişmanlık duyarım.
Bu da böyle bir anımız olsun. ‘89 giremediği için, ben yazdım. Ben kimim? O’nun reel hayattaki izdüşümüyüm.
A bir de, Oky, seni destekleyesimiz gelmiş!

ben o zamanlar 10 yaşındaydım..
“anne toprak binamızı taşıyamadı mı?” demiştim..bunu nereden öğrenmiştim bilmiyorum..hayır dedi annem, deprem oluyor..depremin ne demek olduğunu bildiğimi sanmıyordum..ne yapacağımı bilmiyordum,evimiz sallanıyordu,avizenin camlarının sallanırken çıkardığı sesten korkuyordum..5. kattaki evimizden aşağıya inmek hiç bu kadar uzun sürmemişti..
belediye binasının önündeki banklarda oturduk sabaha kadar..abim yokuştaki çimlerde yatıyordu, tekrar sallanacağız da abim düşüp ölecek diye o kadar korkuyordum ki..
bir gün önce apartmandaki bi arkadaşıma küsmüştüm..baktım ailesiyle birlikte yanımızdaydılar..derya, özür dilerim dedim..o zaman anladım, ufacık şeylerden dolayı birbirimizi kırmamalıydık..ben 10 yaşındaydım..acaba derya ölseydi ben n’apardım diye saatlerce düşünmüştüm..
2 gün sonra abimler izmite gitmişlerdi..geldiklerinde arabanın içindeki kokuyu hala unutamıyorum..ölümün kokusunu o zaman öğrenmiştim..
karantinanın ne demek olduğunu ,enkazı,depremzede’yi, akut’u, o zaman öğrenmiştim..
darıca’yı ilk defa o halde görmüştüm,bizi kurtardığı için O’na teşekkür etmeyi o zaman öğrenmiştim..
1 ay eve girememiştik..girdiğimiz ilk gece yatarken babam kirişin nerede olduğuna bakıp, metreyle ölçüp, yatağımın yerini değiştirmişti..babamı ilk kez o kadar tedirgin görmüştüm..
kardeşim tek başına hiçbir yere gidemiyordu, deprem denildiğinde öyle çok korkuyordu ki..ben 10 yaşındaydım ve onu teselli etmek zorunda hissediyordum kendimi, abla olduğumu ilk o zaman derinden hissetmiştim..
sonra..4 ay geçti..ve ,binbir coşkuyla milenyum kutlandı..hafıza-i beşer -gerçekten de- nisyan ile maluldü..
angie’m, sanadır..
bilir misin unutamamaktan şikayetçi olanların çoğu bunu denememiştir gerçekten..içten içe unutmak istememektedir..mesela güçlü olmak gereklidir değil mi? oysa böyle bir güce rastlayamazsın böylelerinde..onlar bu acı çeken insan profilinin kendilerini ayakta tuttuğuna sonuna kadar inanmışlardır,sanki böyle olmaları gerekiyormuş gibi davranırlar..yüzleri düşmüştür, hayat acımasızca davranıyordur onlara, kendilerince..
diyoruz ya “hayırlısı olsun”.bizi ilgilendirmiyor ya hani bir de..seni/beni üzen üzüldüğünde, seni /beni üzen senin/benim gibi üzüldüğünde..bizim üzüntümüz onun sevinci olmuşsa da zamanında onun üzüntüsü bizim sevincimiz olmasındı, hiçbir zaman olmamalıydı,hayırlısı olsundu..öyle ya ateş düştüğü yeri yakmasındı..
içimize bencillik girmesin hiçbir zaman lav..ben seni karşılıksız da severdim,nedir ki?! sen sevmiyorsan o senin sorunun değil miydi..ama sen de sevdiğin için biz böyle mutlu değil miydik?!..
sadece, iki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze ,bundandır böyle dibe vuruşumuz ..ama doğru olanı farkettiysek, onu yapmaya niyetlendiysek, ve çaba da sarf ediyorsak haklısın lav, yoktur bizden güzeli!
olup biten her şeye seyirci kaldığını, hiçbir şey yapamadığını hissettiğinde üzülmemelisin belki de,olacak olan olurdu nihayetinde..ne kadar engelleyebilirdin ki..
şimdi geçen günlere rağmen aklımdan çıkmıyorsa hiçbir şey buna ne denir ben bilmiyorum..adını bilmiyorum..bakarken arkandan ne yapacağımı da bilmiyordum..öylece bakakaldım yalnızca,kalabalığın içinde,yüzüm düştü,ağlamak istedim,ağlayamadım..sen gitmiştin oysa bakmıyordun dönüp..tramvay gidiyordu,sen gidiyordun.. tramvayı durdurabilirdim belki, ama seni durduracak gücüm yoktu..tramvay geri dönecekti, sen dönmeyecektin.
gitmeni istediğimde gayet cesurdum oysa, tüm üzüntülerimi tüketmiştim, dahası olmazdı..bilemezdim.bilemedim.bu işler üzülmeden olmuyordu.ben bilmiyordum.
bilemezdim üzüleceğimi hala, her dinlediğimde.
vazgeçtim gözlerinden,
vazgeçtim sözlerinden,
bir “ah” de yeter
….
unutulur her şey zamanla, öyle mi..önemli olan o noktayı sen unutmuştun.ben unutmazdım.unutmadım.
hava soğuktu,mevsim kış’tı,kalbim sıcacıktı..
hiç biter miydi?
kalırdı bi durakta..
binmek için değil de binmemek için otobüse,beklenirdi her defa..binilirdi.her şeyin bir sonu vardı ya,o zaman bunu bilmezdik.
kalırdı bir kahve kokusunda..
en kötüsü buydu ya,vazgeçemezdin kahveden de,hatırlamaktan da.
terk edip gitmek de terk edilmek de zordu..
terk etmeyi seçtiğinde,terk edilmek en zoruydu..
çünkü kalbim acıyor.çünkü hissettiklerimi kelimelere dökmeye muktedir değilim..
eve gelen misafirlerin küçük çocukları benim yanıma gelip bir de işime karışıyorlar ya,,
şu anda yaşıyorum/yazıyorum bunları,sordum okuma bilmiyormuş,yeni başlayacağım okula dedi..
- aa senin bilgisayarında oyun var mı?
-yok.
-bizimkinde var,bi tane de cd’de var..ben oynuyorum hep.ferrari’li bi oyun..(cd kabı bulmuş oradan bi yerden gta’nın.) bak bu işte..bu ferrari biliyor musun.(resmi gösteriyor.)
-hı hım,evet.
***
-aa bizde de emesen var..( msn’i açıyorum ben o sırada..)ama az kişi açık oluyor hep..o kim?ama kapalı o..bak şu bi üstündeki açık..kim o?
-(tövbe!)arkadaşım.
-sen hiç bilgisayarını silmiyor musun?
dumur!
-siliyorum, niyee?
-bilmem bak toz var..
***
-aa dil çıkardın arkadaşına..
-..
-niye şimdi gülüyorsun ki sanki!(sadece smileyleri anlıyor.)
-..
-ee kestin n’apacaksın şimdi oraya mı yapıştırıyorsun..(kopi peysti de öğrenmiş.)
-..
-hah,ne gönderdi yaa!
-töbe estafurullah!
-kapatsana,işim var de arkadaşına hadi..
-(oğlum döveceğim seni git başımdan yaa!)..
-canım sıkıldı benim,senin sıkıldı mı?
-hayır.
-ben çok sıkıldım.
-(napayım!)
***
-sen hiç ferrari gördün mü gerçek hayatta?
-gördüm.
-ben terlemek üzereyim sen,terlemek mi üzeresin?
-yok hayır..adın ne senin?
-eren,senin?
-elif.
-iyi.
-?!iyi.
***
-bilgisayara bir şey oldu mu?
-olmadı, niye?
-kabloyu oynattım,herkes bana baktı..
-!
şimdi ben burada dersin başlamasını bekliyorum ya..belki de ömrümde ilk defa bir yere ilk ben geldim ve de erken geldim.perşembe angie ile buluşacağız.çok özlemiştim zaten
hediye vereceğime inanmıyor,görcez canım.
fanta’nın şu gizli kamera reklamlarına çok da inanmıyorum hani.noter moter de diyorlar ama anlamadım.hem bi kere Beyaz benim yanıma gelse öyle mikrofonla filan ben derim ki kardeşim bi bit yeniği var bu işte, onlar hiç öyle demiyorlar,bence kamera olduğunu biliyorlar,rol yapıyorlar, öyle olunca da gizli kamera olmamış oluyor gizli olmayan kamera oluyor.
sprite içtim midem bi acayip oldu.
“şimdi tıbbiye caddesinden karşıya geçebilirsiniz” diye bas bas bağıran o ışıklarla her sabah dalga geçerdik ya ne gerek var buna diye..bugün biri dedi de görme engelliler için sesli oluyor filan..ve ben böyle bir şeyi nasıl daha önce düşünemedğim için kendime çok pis kızdım,kendimi çok bencil hissettim..allahım ne akılsızım!
07.08.07- 18:01
elma çayı bana seni hatırlatıyor,bi daha içmeyi düşünmüyorum sanırım.
1.biz küçükken,yani bilgisayarın ilk çıktığı yıllar değil de, internetin daha yeni olduğu yıllar da değil yani hani ilk defa mynet’ten mail hesabımızın olduğu yıllar işte, öğretmenimiz bizden mail adreslerimizi istemişti.Bazı arkadaşlarımız, mesela adı abcd olsun, www.abcd@mynet.com diye yazarlardı, ben çok gülerdim, ben öyle yazmazdım diye kendimi bir şey sanardım.
2.Liseye yeni başladığımızda sınıfımızda bilgisayardan iyi anlayan bi arkadaşımız vardı.Yani sadece bilgisayar değil de,hani öyle insanlar olur ya, insanlarla iletişim kuramazlar fazla, öyle makinelerle filan uğraşırlar,derslerde filan da hırslıdırlar hani..öyle işte.makine ya da bilgisayar mühendisi olacağım diyordu zaten,şimdi n’oldu bilmiyorum neyse.. işte o okuldan birine aşık olmuştu..onu sevdiğini mail atarak söylemişti .ilginç bir yöntem.biz çok şaşırmıştık.
3.biz 3.sınıftayken bilgisayar dersimiz vardı.hep dave ve volfied oynardık.mario’yu sevmezdik.deyv’i dave diye okurduk, 4.bölümde takılır kalırdık..sonradan öğrendik canavarla çarpışman gerekiyormuş.volfied’in de 6. bölümünde bi çizgi çekerek geçmeyi çok sonra öğrendik..zaten biz herşeyi çok sonra öğrenmiştik..
4.üst sınıftan bi arkadaşım powerpoint’te çok basit bi sunum yapmıştı.ben o zamanlar hayran kalmıştım.”vay be kıza bak nassı yapmış!” demiştim.kızdaki cevheri keşfetmiştim.kız yıllar sonra matematik olimpiyatında türkiye 1.si oldu.ben o ışığı ta o zamanlar görmüştüm.
5.4.sınıftayken okulda bilgisayar kulübüne üye olmuştum.hiçbir şey bildiğim yoktu,ama herkes beni çok şey biliyor zannediyordu..niye böyle zannettiklerine dair bile en ufak bi fikrim yoktu, o derece yani..
mesela sayfada kırmızı çarpıya tıklayıp kapatmaya çalışıyorum ya “bu sayfadan çekip gitmek ister misiniz” gibi bi şeyler söylüyor,onu çok seviyorum.
şey gibi..hmm,,bi yerde de buna benzer bi şey vardı ama aklıma gelmedi şimdi..kitap okuyorum..bu yaz ayrılığın ilk yazı olacak,adı..onu da çok seviyorum..
yazarını söylemiyorum,bence siz bulun.